BİF Üniversiteliler birimi seminerlerine devam ediyor

  • 2013-03-20-unisem-leuven-9
  • 2013-03-20-unisem-leuven-11
  • 2013-03-20-unisem-leuven-12
  • 2013-03-20-unisem-leuven-22
  • 2013-03-20-unisem-leuven-23
  • 2013-03-20-unisem-bruksel-2
  • 2013-03-20-unisem-bruksel-6
  • 2013-03-20-unisem-bruksel-16
  • 2013-03-20-unisem-bruksel-23
  • 2013-03-20-unisem-leuven-1
  • 2013-03-20-unisem-leuven-3

BİF (Belçika İslam Federasyonu) Üniversiteliler Birimi düzenlediği seminerler serisine 19 Martta 2013-03-20-unisem-leuven-9

2013-03-20-unisem-leuven-11

2013-03-20-unisem-leuven-12

2013-03-20-unisem-leuven-22

2013-03-20-unisem-leuven-23

2013-03-20-unisem-bruksel-2

2013-03-20-unisem-bruksel-6

2013-03-20-unisem-bruksel-16

2013-03-20-unisem-bruksel-23

2013-03-20-unisem-leuven-1

2013-03-20-unisem-leuven-3eğitimci Adnan Delialioğlu’nun sunumu ile « Avrupa’da İslam : Çağdaş meseleler üzerine mülahaza » konulu semineri, 20 Martta Coşkun Kahraman hoca ile « Kur’an ve tarihsellik » konulu semineri ve 21 Martta Taner Doğan’ın lisanından « İdeolojiden Pragmatizme, İslami Hareketlerin Tarihsel Dönüşümü » konulu semineri katarak yoluna devam etti.

Eğitimci Adnan Delialioğlu’nun sunduğu « Avrupa’da İslam : Çağdaş meseleler üzerine mülahaza » adlı seminer, açılış Kur’an-ı Kerimi ve BİF Üniversiteliler Başkanı Ömer Sıkıer’in selamlama konuşması ile başladı. Tarihsel bir girişle, Peygamber efendimizinin(s.a.v.) vefatından yaklaşık 100 yıl sonra farklı İslam ordularının ve devletlerinin yaygınlaştığını belirterek başta Endülüs örneğini veren hatib, Bulgaristan topraklarında dahi kurulan bir İslam devletinin olduğunun altını çizdi. Bunun yanısıra İslam ordularının Hicaz dışına taşarak yeni fetihlere çıkmasıyla Bizans İmparatorluğu’na ve Hıristiyanlar’a bağlı bir çok toprağı fethederek onların Müslümanlaşması’na sebeb olduğunu vurguladı. Bu bağlamda katılımcıların dikkati büyük önem arz eden; hiç bir ideolojide olmadığı kadar İslamiyet’in çok hızlı bir şekilde gelişip yayılmış olması gerçeğine çekildi… 18. ve 19.yüzyılları arasında İngilizler ve Fransızlar tarafından sömürge altına alınan ülkeler ve İspanyan‘ın Müslümanlar’ı yok etme çabalarıyla gerçekleştirilen katliamlar, yerini 60’lı yıllarda Türkiye de olmak üzere bir çok Müslüman ülkelerinden batılıların Avrupa’ya işçi çağırması ile onlara muhtaç olduklarını göstermişlerdir. Bu sayede dünden bugüne Müslüman sayısının tüm dünyada arttığını görmekteyiz. Bunuda Allah-u Teala’nın hikmeti olarak nitelendirmemiz gerektiği vurgulandı. Sunumuna Milli Görüş teşkilatının Avrupa’daki İslamiyet’e katkı sağlamakta olduğunu ve gençlere cemaatleşmenin önemini hadislerle vurgulayarak devam eden Delialioğlu : « İslam dininin tarihten bu yana üzerinde bulunduğumuz topraklardaki hakimiyetinin Peygamber efendimizin sadık sıfatının göstergesidir » diyerek sözlerini tamamladı.

Seminer BİF Teşkilatlanma başkanı Adem Ersoy’un konuşmasının ardından Selahattin Baran’ın kapaniş Kur’an-ı Kerimi ile son bulmuştur.

Leuven üniversitesinde salonun büyük bir kısmı hala eğitimine devam eden gençlerden oluşan kitleye Coşkun Kahraman hoca Kur’an ve tarihsellik konusu ile verimli bir seminer sundu. Giriş tarihselliğin tanımlanmasıyla yapılarak tarihselliğin olayları bir mekan ve zamana bağlı olarak yorumlama biçiminin bir dalı olduğu anlatıldı. İslami alanda ise vahyin sadece o anda ki toplumun yaşam biçimine göre indirildiği, yani günümüzde ayetlerin yorumlanmasının bir değişime tâbî tutulması gerektiğini savunan bir dal olduğu belirtildi. Batıdan esinlenerek tıpkı diğer ilahi kitaplarada yapıldığı gibi, Kur’anında değişimini hedefleyen bu görüşü red etmek için birinci koşulun Kur’anın aşkın bir varlık tarafından indirildiğine inanmak olduğu vurgulandı. Coşkun hoca tarihselliği genç öğrencilerin ilgisini çeken içki, kol kesme cezası, kadın şahitler gibi somut örneklerle şekillendirdi. Bunların arasında Kur’anda geçen şarap yasağından yola çikarak, diğer tüm içkilerin yasağının nedenini anlatarak ictihad konusunuda aktarmış oldu. Hiçbir hükümden süphe duyulmamasının tek ilacının Allah’a teslimiyet olduğunu belirten Kahraman, gençlere önemli mesajlar vermeyide ihmal etmedi. Hatip seminerin sonuna dogru Kur’an tarihselcilerin bir takım argümanlarını sunduğu tezlerle çürüttü. Sadece o zamanın arap toplumuna indirildiğine dair argümanın, Kur’andaki «Ey Insanlar » ayet başlıklarıyla geçersiz kılındığı kanıtlandı. Ayrıca Kur’anın son ve kemâle ermiş bir kitap olarak tarihselcilerin yapmak istediği değişikliklerin mümkünatının olmadığı açıkca ortaya kondu.

Kitabına uyduranlardan değilde kitaba uyanlardan olma temennisi ile hediye takdimi ve kapanış Kur’an-i Kerimi ile seminer sona erdi.

İdeolojiden Pragmatizme, “İslami Hareketlerin Tarihsel Dönüşümü” adlı seminer IGMG (İslam Toplumu Milli Görüş) Students Üniversiteliler başkanı Taner Doğan tarafından sunuldu. Sunum İslami coğrafyada tarihsel dönemeçlere açıklık getirerek dünden bugüne kadar olan gelişmeleri özetler nitelikteydi.

Taner Doğan sözlerine Cemalettin Afgani ile başladı. Cemalettin Afgani (d.1838), şii siyaset adamı, gazeteci, 19. yy. islami coğrafyada avrupa egemenliğine karşı modern islami düşünceleri savunmuş aktivist. Afgani, Afganistan, Osmanlı İmparatorluğu, Mısır, Fransa, Rusya, İran ve Londra’da çeşitli siyasal etkinliklerin içinde yer aldı; görüşleri ve etkinlikleri nedeniyle bu ülkelerin pek çoğundan sınırdışı edildi. Afgani’nin izleri bu ülkelerde halen görülmektedir. Hayatını, II. Abdülhamit’in daveti ile geldiği İstanbul’da tamamladı. Sultan Abdulhamit pan islamizm(İttihad-ı İslam) tüm islam ülkelerini tek çatı altinda birleştirme fikri ile son dönemde islami coğrafyaya medeniyet getirmek, batılılaşmadan kurtarmak ve uyandırmayı amaçlamıştı. Afgani’nin Mısır’lı reformist, gazeteci ve çağdaşlaşmacı islamın kurucusu varsayılan Muhammed Abduh(d.1849) ile tanışması 1872’de gerçekleşti. Akıl hocası Afgani ile çeşitli çalışmalarda bulundu. İngiliz işgal döneminde sürgün edildiği Paris’te, beraber Urvet’ül vuska adlı gizli bir örgüt kurdular. İlginç fikirleri vardır; gelenekselcilerin savunmadığını savunmaya başlar; faizin meşru olduğu, çok evliliğin kalktığı ve destek çıktığı batı tasavvurlu kadın erkek eşitliği. Ön plana çıkan isimlerden ulema, yargıç, pan islamcı, selefi Muhammed Reşid Rıza(d.1865) La Merkeziyye-i Osmaniyye isimli örgütü Osmanlı’dan ayrı bir Arap devleti kurma amacı ile başlatır. Sufileri ve tarikatleri eleştirdi. Ulema’nın düşünmekten ve sorgulamaktan uzak olduğunu belirttiği kör taklitçiliğinin bilim ve teknolojide geri kalınmasının nedeni olduğunu öne sürdü.

Bu bahsedilen 3 kişi, El Benna, Mevdudi ve Kutub gibi batı sömürgeciliği ile yüz yüze kalmanın bir sonucu olarak müslüman toplumların zayıflığına ve geri kalmışlığına inanan bazı İslamcılar’ı, “Arap baharı” diye adlandırılan ve sıcaklığını koruyan aktüel ve siyasal olaylarıda anlamak için önem teşkil etmektedir.

Hasan El Benna(d.1906), ortaokulda ahlak cemiyeti ile başlayan ilk dernek çalışmalarına Darü’l-Ulum yıllarında İngiliz sömürgeciliğinden etkilenen Mısır halkını irşad için 6 arkadaşı ile İhvan-ı Müslimin örgütünü (Müslüman Kardeşler, 1928) kurdu. Ona göre müslüman ulusların geri kalmasının nedeni din yolundan uzaklaşılmış olmasıydı. Kurtuluş, yine islam öğretilerine geri dönerek sağlanabilirdi. Bu nedenle üyeler tasavvufu önemsiyor, nafile ve farz olan vecibelere itina gösteriyordu. Ihvan-ı Müslimin, siyasete bulaşmayan insanları şuurlandıran örgüt kimliği ile 1.dönemini (1928-1940) yaşamıştır. 2. dönemini(1949-1960) hükümetin göz yumduğu bir suikast sonucunda öldürülen Benna’dan(1949) sonraki cezaevi ve sürgün hayatı yaşayan çöküş dönemi olarak, 3. dönemini(1966-2011) İhvan’ın siyasette aktif, olduğu, örgüte düşünsel zenginlik katan Seyyid Kutub’un(d.1906-ö.1966) damga vurduğu, Arap baharı’na kadar olan dönem olarak geçirmiştir. Benna ile hiç tanışmamış olan Kutub, Amerika’da eğitim almıştır. Tasavvufa karşı önyargılıydı ve geleneksel sahih bir çizgiyi savundu. 1966 yılında idam edildikten sonra örgütün yönetici kadrosu batıya kaçmıştır ve örgüt 2011’e kadar 2. bir çöküş dönemi geçirmiştir. İran, Rıza Şah ve oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’nin sürecinde güçlü bir batılılaşma süreci geçirmiştir. Humeyni sayesinde batı nüfuzuna karşı çıkan ve devlet yönetiminde İslami kuralların geçerliliğini uzlaşmaz biçimde savunanlar örgütlendi ve 1979’da devrim gerçekleşti. Türkiye’de Milli Türk Talebe Birliği 1969 yılında N. Erbakan’ın adaylığı ile siyasete atılışı ve günümüze kadar olan süreç. Tunus’ta Habib Burgiba’ya karşı %40 oy oranı ile seçilen Nahta hareketi ve Pakistan’da Mevdudi ile başlayan örgütlenme…

Hatip, ancak İslami hareketler farklı bir boyuta girmiştir. Neoliberal diskurun dışına çıkamayan, batının ördüğü duvarlar içerisinde gelişen bir hareket haline gelmiştir. Emperyalizm, sömürgeciliğe, modernite ve sekülerizme karşı mücadele, “Allah’ın ipine” sımsıkı sarılmanın gerekliliği ve islamın bireysel boyutta yaşanınca bir kitle boyutundada o derece güçlü olacağına sonuç olarakta ahlaki dejenerasyonun bu şekilde aşılacağına kanaat tamdır, diyerek sözlerini tamamladi.

İslam coğrafyasindaki oluşan gelişmelere genel bir altyapi oluşturan bu seminer, soru ve cevap bölümünden sonra üniversiteliler başkanının Taner Doğan’a hediye takdimi ile sona erdi.

Haber ile ilgili resimler : -Adem Güngörmüş-

You may also like...